Friday, 25 March 2011

Mors est quies viatoris - finis est omnis laboris

bahar geldiğinde sürgün verir asmalar, eski evin ve etrafındaki hemen her bahçenin duvar dibinde asmalar vardı, okula, bakkala, sağa sola giderken koparır yerdik bu sürgünleri, mayhoş bir tadı vardı acıya çalan. Şimdilerde anlıyorum, her sürgün aynı tadı içeriyor, önce acıya çalan bir ekşilik, sonra tada alışmak ve belki sevmek. şimdi yine bahar ve her taraf yine sürgün, keşke asma sürgünü olaydı, ne iyiydi.


Ferit Amca, Bandırmalı, '52 doğumlu tanışmamızdan ve fotoğrafını çekmemden bir gün önce Konya'daymış, fotoğrafı Mersin'de limanın yanında sahilde çektim. habersiz çekmiş de olsam gittim yanına bir selam verip gösterdim, beğendi. "istersen sileyim" dediğimde "neden?" diye sordu. "belki istemezsin" dedim.  daldı yine bir süre, sigara uzattım konuştuk biraz öylesine. deli deliyi tekkede bulursa sürgün de sürgünü her yerde bulabiliyor demek ki. 

bir kızı sevmiş, vermemiş babası, "kaçırsaydın" dedim, "nereye?" dedi, "nereye kaçıraydım ki? para mı vardı? şimdi var da ne oluyor? " "hem zaten mahmut'la evlendi o. başlığı götürüp aldı. ben de askere gittim" "evlenmedin mi, sonra?" dedim. "şerefsiz gibi mi duruyorum?" dedi, anlamadım. "söz verdim ben ona hep bekleyeceğim diye" dedi. anladım. 

'72'den beri bekliyormuş, kim öle kim kala diyor belki mahmut ölür de alırım kızı. "belki mahmut ölür de alırım kızı yoksa komutana kalmış". "komutan?" diyorum, kaşlarıyla yukarıyı gösteriyor, "var diyorlar ya hani o işte". 

doğru söylüyor, kim öle kim kala, öleceksek de şerefsiz ölmeyiz hiç değilse.. demedik mi biz de "evlenirsem bir senle evlenirim" diye? söz verilmişse zamanında ve şeref bir stad adından öteyse (ki o stad da kalmamış ya) tutulacaktır elbet bir gün. 

Mors est quies viatoris - finis est omnis laboris

[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Wednesday, 23 March 2011

düşler düşünce. düşünceler, düşler, düşüverenler.


[sürGüncesi]: yazmışsın.. ve 17 kişi okumuş
[ah(sen,ben)]: o kadarcık mı?
[sürGüncesi]: e ne olacaktı?
[ah(sen,ben)]: şaka be ben o kadar bile beklemiyordum.
[sürGüncesi]: rekor sende değil ama.. Akın kırdı rekoru 40 küsür kişi..
[ah(sen,ben)]: akin?
[sürGüncesi]: zemlyakyuguruyuyaouyghurytuourıouo :S (nicki bu harflerin bir kısmını ya da hepsini içeren eleman)
[ah(sen,ben)]: nicki ilgi çekici gelmiştir :D
[ah(sen,ben)]: bi de bi de bi deeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeeee ağlarsınız ki ama sen yine de ağlamasan mı kine?
[sürGüncesi]: tamam, oldu..
[ah(sen,ben)]: üüfff
[sürGüncesi]: üfleme :(
[ah(sen,ben)]: amalia dinle ben dinliyorum hiç değilse gönlüme fado kaçtı dersin hem :)
[sürGüncesi]: solidao?
[ah(sen,ben)]: hala batıya mısın?
[sürGüncesi]: o var bir de:S ben ölünce ne olacak?
[ah(sen,ben)]: ölme sen.
[sürGüncesi]: ya öyle değil. kim nereye gömecek beni?
[ah(sen,ben)]: ben, sol mememin altına
[sürGüncesi]: eki ölmedi kalbimde yaşıyor :)
[ah(sen,ben)]: hani demiştin ya
[sürGüncesi]: ben bir sürü şey demişimdir
[ah(sen,ben)]: dur hatırlamaya çalışıom
[sürGüncesi]: durdum
[ah(sen,ben)]: rohan bir düşün içindeki düştü, önce düş düştü sonra rohan düşün düşüşüyle daha rahme düşmeden düşüverdi. işte o gün ben düştüm. düşü düşüvermiş her insan gibi düşüğüm ben de.
[sürGüncesi]: yuh
[ah(sen,ben)]: en?
[ah(sen,ben)]: ne*
[sürGüncesi]: nasıl hatırlıyorsun?
[ah(sen,ben)]: :) moleskin oley
[sürGüncesi]: !
[ah(sen,ben)]: :)
erkekler ağlamazmış, öyle yazıyor düşü düşüvermiş olanın durum mesajı yazılan yerinde (oranın kesin bir adı vardır ama :S) babamın ağladığını gördüğümde şaşkındım, babam ağlıyordu. sessizce balkon demirlerine dayanmış ağlıyordu, servisten inip bahçeye girdiğimde babaaaaaaaa demiştim de kaldırmamıştı başını, duymadı herhalde diye düşünmüş olabilirim. ama unutamıyorum yakına gelip de ağladığını gördüğüm anı. hala dinmeyen bir sızı oturmuştu ciğerlerim arasına. (sızılar biriktirip duruyorum zaten o günden beri, nasıl sığıyorlar anlasam o yumruk kadar yere)

görmemiş gibi yaptım, niye öyle yaptım bilmiyorum sanki utanacaktı. arka kapıdan girdim içeri (zengin değildik de müstakil evdi işte) anne dedim ses çıkmadı, sessizdi ev. balkona gittim baba dedim ses vermedi. eğer biliyor olsaydım "la noliy" derdim kesin. annem yok, babam balkonda ağlıyor bana cevap vermiyor. cep telefonu filan da yok ki annemi arayım ne oldu soruyum. dedem? babannem? dayım? halam? birine bişey oldu ellam diye düşünüyorum.

gayri ihtiyari dışarı çıktım tekrar, komşular bilir ya böyle şeyleri. yan komşumuza gittim kapı duvardı. diğer komşu, hatice teyzelere gittim. ama soramam ki "babam neden ağlıyor" diye. kapı açılırken ne sorsam diye düşündüğümü hatırlıyorum ve kap açılınca "noluyor?" dediğimi. ve o anda fark ettim cevap almadan, babamın hafta içi evde ne işi vardı ki? "gel kızım, aziz amcan da size gidiyordu" dedi. annemi gördüm içerde, çizmelerimi çıkarırken. donuk bir halde halıya bakıyordu, bacağını sallayarak. bilirdim annem üzgün ya da kızgınsa sallardı bacaklarını öyle.

gittim yanına, kafasını kaldırdı, baban nasıl dedi bana. ağlıyor diyemedim hatice teyzenin yanında, utanç biliyoruz ya erkeklerin ağlamasını. o sırada aziz amca geldi hadi ahsen, okula git de filizi al eve getir çıkışta, annenle hatice teyzen de "sali" (uzun bir es) zehra teyzenlere gidecek evde bekleyin bizi. dedi. 4 damlanın gözlerinden o alevi bıyıklarına süzüldüğünü gördüm. ağlıyor dedim balkonda ağlıyor. anneme.

filizi almaya okula giderken gördüm salih amcaların evinin önündeki kalabalığı, feryat figan kadınları ve kimi sessizce ağlayan kimi kafasını yüksek duvara dayamış duran adamları. korkuyla yürüdüm, okula gittim filizi bekledim, annem nerde dedi kimse bir şey dememiş olsa da berber salih amcalara gittiler diyemedim. zehra teyzelere gittiler gel biz parkın oradan yürüyelim dedim. normalde yalnız gitmemiz yasak olan parkın yanından gittik eve.

hacı abi bakkalı kapatıyordu. filize beklesene dedim bir anda büyümüştüm sanki. yola çıkma diye tembih edip gittim hacı abiye sordum; salih amca öldü demi diye. hani söyleyecek çok sözümüz vardır da karşımızdaki bir kelimeyle özetler ve biz kafamızı eğer susarız. öyle bir susmayla anladım olanı.

babamın klüpten, aziz amcanın "yol"dan arkadaşları, "yol"daşları berber salih amca ölmüştü ve kardeşi öldüğünde ağlamayan (belki de ağlama fırsatı bulamayan) babam ağlıyordu. o gün anlamıştım ben, erkekler de ağlardı ve bazen ağlayan erkek ağlamayan erkekten daha güçlüydü.
10 yılı geçti ben o mahalleye, o şehre hatta o ülkeye gitmeyeli. gidemeyeli, çünkü ben ailenin sevdiğine kaçan bu yetmezmiş gibi 3 yıl sonra kaçtığından boşanan orospu kızıyım. oralar bana yasak.


[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Sunday, 20 March 2011

Yaz dedi bana

Yaz dedi de nasıl yazılır demedi ki, du bakalı göreceğiz nedir ne değildir. mesela nasıl şarkı ekliycem ben? yok söylemez ki anca yaz der. yaz demekle olsaydı.

[sürGüncesi]: nasıl yani?
[ah(sen,ben)]: ölmedim ki :D
[sürGüncesi]: tamam da :S
[ah(sen,ben)]: çok ösledim ven
[ah(sen,ben)]:ben*
[sürGüncesi]: ki ben de
[ah(sen,ben)]: beni mi?
[sürGüncesi]: özlediklerim arasında yoksun diyemem..
[ah(sen,ben)]: hö?
[sürGüncesi]: gel gel
[ah(sen,ben)]: nerdesin? en son israeldeydin
[sürGüncesi]: o kadar oldu mu?
[ah(sen,ben)]: ne kadar?
[ah(sen,ben)]: bilmece mi oldun sen? yim mi?
[sürGüncesi]: nasılsın?
[ah(sen,ben)]: çok özledim hacı, neyi özledin deme sakın
[sürGüncesi]: yazsana bunları
[ah(sen,ben)]: e işe gitmem gerek ki
[sürGüncesi]: buraya değil sürgüncesi'ne
[ah(sen,ben)]: nekineki? eki eki kiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiiii
[ah(sen,ben)]: :(
[sürGüncesi]: n'oldu?
[ah(sen,ben)]: eki be, kocaya varmadan kurudum lan ben
[ah(sen,ben)]: bi de çok özledim, bi de bi de bi de bide bide pideeee :(
[sürGüncesi]: "la noliy"
[ah(sen,ben)]: bahar gelmiştir memlekete dimi
[sürGüncesi]: gelmedi diyemem
[ah(sen,ben)]: bilmece olma :(
[ah(sen,ben)]: nerdesin?
[sürGüncesi]: Anadolu
[ah(sen,ben)]: lan! kokla, sarıl öp yi bişi yap çabıh çabıh
[ah(sen,ben)]: carı ol abooo

en son hırvatistan'da kahvaltı etmiş iki insan, ikisi de birbirinden özürlü. türkiye de türkiye diye ağlaşan iki özürlü işte. ulan millet ölür dubrovnik diye, biz elimizde mis gibi şaraplar özlüyoduk. niye? neyi? türkiye dediğin de bir toprak, israel dediğin de. hem orda ne karışan vardı ne laf eden yediğimiz haltlara. ben yukarıya bi kısmını aldım ya konuşmanın aslında dahası var da o kısmı yazmak olmaz.

ben de öğreniyim dedim yazıyım ama şarkı nerden konuyor o labels yazan yere ne labeli konuyor filan öğrenmem lazım. o zamana kadar siz linke tıklayıp dinleyin.

http://www.youtube.com/watch?v=xEcQHaVxPXc

ha bir de var mı acaba burayı okuyan?

[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Thursday, 17 March 2011

Geçmiş | şimdi | Tophane?

kimi için "geçmiş" olan kimi için henüz "geçmemiş" olabilir. .

unutmamak gerek bunu, bizim için geçen "yara" dışladığımız ötekilerde halen kanıyor olabilir. biz bilmiyor olabiliriz, geçmişi kanamak, geçmişi şimdi gibi yaşıyor olmak nedir ama bu o dışladığımız, öldürmeye azmettiğimiz ötekilerin şimdisini yok saymak neden ki?

belki o ötekiler bütün kötülükleriyle dahi olsa en saf halleriyle sevmişlerdi ve güncelleri saymışlardı sizin o geçmiş dediğiniz bugüne ait olmayanınızı.
ha bu arada topkapı rıhtımında bir meyhane varmış ... ne alaka? o da geçmişte kaldı ya ondan..

unutmadan, iki yıl önce katledilmiş olan, ölmesi dilenen halen direniyor da olabilir ölmeye.. kim bilir?


[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Wednesday, 16 March 2011

Yurt bahara ermiş, ermiş mi?

Bahar gelmiş, hoş gelmiş. hergünü bahar olana az gelse de.






[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Tuesday, 15 March 2011


Hayatın eğer bir sürgünden ibaret değilse anlayamazsın bir bardak çay ile uzaklara dalmanın ne olduğunu? Marifet ne sürgündedir ne de bir bardak çayda.Marifet sürgünde kalan yüreğindedir.Bedenler belli aralıklarla sürgünden sılaya gelir gider,bedenler sürgünde kalan kalpleri olmadan uzaklara boş boş bakar belki birgün kalpte sılaya döner diye..[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Sunday, 13 March 2011

giderayak, Fenerbahçe..

[ekşi sözlükte yer alan bir başlığa gönderme]

"Fenerbahçe" derdim.. aslında diyemezdim bu şans verilmemişti bana.. ama eğer o şans tanınsaydı.. parçası olduğum "ilişki" sonlandırılırken orada olabilse idim.. "Fenerbahçe" derdim.. o anda ve sonrasında çekilecek tüm acılara rağmen "Fenerbahçe" derdim.. Aziz Başkanın da bir konuşmasını sonlandırırken söylediği gibi "dar ağacında olsak bile son sözümüz Fenerbahçe" değil miydi?

ütopik geliyor şu an dahi bana ama düşünürken ne yapardım ne ederdim o şans benden esirgenmeseydi de son kez sarılabilseydi iki "eş", son kez aynı ad altında sarılma şansı ellerinden alınmamış olsa idi.. diye..

"bitmese" mi derdim yoksa "sağ ol, iyi ki vardın" mı? diye düşündüm.. alternatif cümleler sıralandı durdu beynimde ya da içsesim sesledi durdu.. hiçbiri "evet bunu seslerdim" kesinliğinde değildi.. her iki eşin de sayısız ödün verdiği, hizmet ettiği ilişki sonlanırken söylenecek/ söylenilebilecek ne çok söz varmış..

"Fenerbahçe" derdim ben.. kalırdı orada öylece.. "ne demek istedi?" sorusu ile.. hep orada kalırdı.. merakta bırakmak değil derdim.. ama bir "geleceğin" tüm anılarını barındıran tek sözcük o olurdu.. "Fenerbahçe"


düğün öncesi tartışma "100. yıl marşı" çalsa ne olur sanki ilk müzik olarak diyen ben.. lacivert takım içerisine sarı gömlek giymemin normal olduğuna ikna çabası..

en az bir çocuk anısı da var o sözcükte.. bir çocuk, sarı lacivert zıbın içerisinde.. cinsiyeti umursanmayan.. en güzelden olma bir çocuk.. fenerium markalı patikler ayağında.. fenerium markalı tulumu..

anne baba ve çocuk gidilecek ilk maç.. anne baba demeden önce söylesin diye uğraşılan "hadi oğlum/kızım fenerbahçe"ler..

kıbrıs'da alınmış ve bir "arkadaş"'a emanet edilmiş ve çocukla içilmesi için halen saklanılan "1907" rakısı..

yaşlı iki "eş" olarak fırsat buldukça izlenilecek maçlar.. o maçlardan sonra çıkıp muhtemel bastonlara dayanıp kutlamalara katılmalar.. evet, birlikte kocamak..

geleceğin anılarını içeren bir sözcük.. Fenerbahçe.. diyemedim ama.. o şans verilmedi bize..


[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

kadınlar..

annem gibi..

annem de beni böyle beklerdi balkonda.. soğuğa aldırmadan.. mont, kaban giymeden o soğuklarda.. neden böyle olmak zorunda kadınlar? neden beklerken soğuğa dirençliler anlamadım hiç. belki sevgidir ya da beklenenin gelecek olmasıdır onları ısıtan.. 

evet çok özlüyorum..


[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Tuesday, 1 March 2011

düşlere..

it's hard to tell, what you're goin' through
you kept your feelings locked inside of you
open your heart, and chances are,
what you're feelin', i'm feelin' too

biz susarız, başkalarının şarkıları konuşur bazen, sesleyemediklerimizi yabancı sözcüklerde sesler birileri, bizden habersiz.

sadece ben değildim hayaller kurup, düşler gören. (sanırım?) işte beni şimdi o hayallere götürür müsün? ellerimden tutup.


hold me, just for a moment
hold on, to the dreams that we had


[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Sunday, 27 February 2011

Ben senin misafirin değildim. | Elveda Rumeli

izlemediğim, izleyemediğim bir dizi var ya da vardı (artık yayınlanmıyor olsa gerek) hem yayınlandığı zamanlarda hem de şimdilerde ne zaman bir anketde ya da konuşmada geçse Türk Dizileri ile ilgili bir konu ve eğer Süper Baba ile Yeditepe Istanbul yoksa sayılanlar arasında oyum hep o diziden yana oluyor. izlemediğim, oyuncularından sadece birinin kim olduğunu bildiğim bir dizi.

konusunu adından ve sağda solda gördüğüm görsellerden çıkarabiliyorum.  Bir gidişi, bir dönemi anlatıyor "sanırım". bir yurdu terk etmeyi anlatıyor olsa gerek. jarnana'yı dinler gibi oluyorum adıonı her duyduğumda, konusu geçtiğinde. pek alakası yoktur ama hani soruyor ya Jarnana'da "... elin neyle dolu, güzelim kahküllüm?" ve yanıt alıyor hani "senin verdiğin yüzükle, mis kokulu gülüm ..." böyle bir sevinin bitişi gibi geliyor bana o dizinin konusu, önyargı elbette.

mutlaka içinde bir bölümünde, bir yerlerinde Mavrovadan çıkan sümbül olmalı, "yedi da sene mapus da yatsam alacam seni" yoksa hak etmez o adı. ki o adı ile hiç izlememiş benim için ilk 3 Türk Dizisinden biridir.

bitola'ya (Manastır) da uğramış olmalı, "ben senin misafirin değilim" demiş olmalı yoksa nasıl olur da bir Sürgün'ü anlatır? anlatabilir? ben senin misafirin değildim Kayseri, Sezar'ın yurdu, yurdum.. ben senin misafirin değildim şimdi el oldum. oysa nasıl da yalın ayak koşmuştum toprağında, sebillerinden, çeşmelerinden nasıl da kana kana su içmiştim. nereden nereye..

Eylül'ün sonuydu.. gece 2'de servis gelecek alacaktı beni evin önünden. çok uzun süre bir daha dönemeyeceğim önsezisi vardı içimde. anam, babam ve kardeşim her gidişimde olduğu gibi benimle indiler aşağı, benimle beklediler. son kez olduğunu bilerek sarıldım onlara, en azından çok uzun bir süre için son kez. 2010'du hala görmedim babamı ve kardeşimi. işte benim için özeldir o dizi.. sadece adı ile. evden çıkarken fısıltıyla seslediğim "elveda ev", anama babama kardeşime sarılırken içimden seslediğim "elveda anam", "elveda babam" "elveda zaferim, kardeşim" cümlecikleri gibi içime oturuşundan severim ben o diziyi, varsaydığım gibi Rumeli'den, evlerinden ayrılışı, vedalarını anlatıyorsa izlemek gerek ve evet iyi olsun kötü olsun (önyargısız kriterlerle) benim için ilk 3 Türk Dizisinden biridir.

Ben senin misafirin değildim..

pfkakrl

not: şarkıları eklemek için youtube'da arattığımda herbirinin de elveda rumeli'nde kullanıldığını gördüm, sevinir gibi oldum.

Bitola, Moj Roden Kraj
jarnana
Mavrovadan aldım sümbül


[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]

Saturday, 26 February 2011

Hamza'nın Düğünü / Sürgün'ün hayali

aptal bir hayaldi, ama benimdi. en güzel ile, güzellik ile bir düğün, düğünde kardeşimle ve "eş"imle harmandalı vurmak/oynamak. hayal idi, hayal olarak kaldı ve kalacak. belki birgün kardeşimin düğününde oynarız.

ve ben hala bilmiyorum harmandalı oynamayı..

Thursday, 24 February 2011

Sürgün Güncesi

Sürgün yurduna dönene dek hep yollardadir. Bir yerde kalsa, yerleşik yaşama geçse bile.

Web Statistics