bahar geldiğinde sürgün verir asmalar, eski evin ve etrafındaki hemen her bahçenin duvar dibinde asmalar vardı, okula, bakkala, sağa sola giderken koparır yerdik bu sürgünleri, mayhoş bir tadı vardı acıya çalan. Şimdilerde anlıyorum, her sürgün aynı tadı içeriyor, önce acıya çalan bir ekşilik, sonra tada alışmak ve belki sevmek. şimdi yine bahar ve her taraf yine sürgün, keşke asma sürgünü olaydı, ne iyiydi.

Ferit Amca, Bandırmalı, '52 doğumlu tanışmamızdan ve fotoğrafını çekmemden bir gün önce Konya'daymış, fotoğrafı Mersin'de limanın yanında sahilde çektim. habersiz çekmiş de olsam gittim yanına bir selam verip gösterdim, beğendi. "istersen sileyim" dediğimde "neden?" diye sordu. "belki istemezsin" dedim. daldı yine bir süre, sigara uzattım konuştuk biraz öylesine. deli deliyi tekkede bulursa sürgün de sürgünü her yerde bulabiliyor demek ki.
bir kızı sevmiş, vermemiş babası, "kaçırsaydın" dedim, "nereye?" dedi, "nereye kaçıraydım ki? para mı vardı? şimdi var da ne oluyor? " "hem zaten mahmut'la evlendi o. başlığı götürüp aldı. ben de askere gittim" "evlenmedin mi, sonra?" dedim. "şerefsiz gibi mi duruyorum?" dedi, anlamadım. "söz verdim ben ona hep bekleyeceğim diye" dedi. anladım.
'72'den beri bekliyormuş, kim öle kim kala diyor belki mahmut ölür de alırım kızı. "belki mahmut ölür de alırım kızı yoksa komutana kalmış". "komutan?" diyorum, kaşlarıyla yukarıyı gösteriyor, "var diyorlar ya hani o işte".
doğru söylüyor, kim öle kim kala, öleceksek de şerefsiz ölmeyiz hiç değilse.. demedik mi biz de "evlenirsem bir senle evlenirim" diye? söz verilmişse zamanında ve şeref bir stad adından öteyse (ki o stad da kalmamış ya) tutulacaktır elbet bir gün.
Mors est quies viatoris - finis est omnis laboris
[bu blogda yer alan yazılar atıfda bulunulması kaydıyla alıntılanabilir ve yeniden yayımlanabilir.]
0 comments:
Post a Comment